Ölen Hayvan
Philip Roth

 

 


Tüm İnceleme Sayfaları
Toplantı Tarihi 21.3.2018


Anasayfa


 
Editörün Notu:  “Philip Roth büyük bir modern erotizm tarihçisidir. Henry Miller’dan bildiğimiz cinselliğin coşkunlukla yüceltilmesinden sonra, Roth kendi kendini sorgulayan cinsellikten söz eder; bu da hazcılıktır gerçi ama sorunlu, yaralı, ironik bir hazcılıktır. Onun hazcılığı itirafla ironinin nadir birleşimidir. İçtenliğiyle son derece savunmasız, ironisi ise son derece kaçamaklı.”Milan Kundera, Le Monde
 
 


ÖLEN HAYVAN VE DEĞERLER ÜZERİNE…

Funda Özsoy
Dipnot Kitap Kulübü

Yazar Philip Roth kitabına Edna O’Brien’ın “Yaşamın hikâyesini vücut da beyin kadar barındırır.” sözüyle başlayarak bir yandan yaşadıklarımızın izini biraz da bedenimizde sürebileceğimizi söylüyor bir yandan da kitapta bahsedilen yaşamın travmalarına dair bir ip vurucu veriyor elimize…

Burada küçük bir ara ile kitabın sunum cümlesinin yazarı Edna O’Brien’ın kim olduğuna bir bakalım. Alice Munro’ya göre "Edna O'Brien, dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir yazarın elinden çıkabilecek en güzel, en acıtan öyküleri yazıyor." Colum McCann da Edna O’Brien’dan "Tarzı, dinamizmi, derinliği ve anlamı açısından karşılaştırılabilecek başka bir İrlandalı yazar yok. [O'Brien] mütemadiyen kim olduğumuzun elzem kıyısında duruyor." Diyor.

Dostu Philip Roth'a göre "İngilizce yazan yaşayan en yetenekli kadın" Edna O'Brien. Taşrada büyümenin, muhafazakâr bir ortamda kadın olmanın, kentte tutunmanın ve edebiyatın zirvesine ulaşmaya çabalamanın sancılarını yaşamış, İrlanda edebiyatının en önemli kadın yazarlarından biri. "Taşra kızının" ne kadar başarılı bir yazar olabileceğini, yazmaya ilk başladığı 1962 yılından beri defalarca kanıtladı. Irish Pen Ödüllü Edna O'Brien, Frank O'Connor Uluslararası Kısa Öykü Ödülü'nü kazanan kitabı Azizler ve Günahkârlar'da göçmenlerin, berduşların, ayyaşların, işçilerin, savaş kurbanlarının, teröristlerin, huysuz yaşlı kadınların, küskün annelerin, kavgacı akrabaların, nemrut komşuların, aldatan kocaların, tutkulu âşıkların, İrlanda'nın, taşranın ve kentin, ümitlerin ve hayal kırıklıklarının, duyguların ve inceliklerin öykülerini anlatıyor.

Kitabın ilk sayfalarında “Uygulamalı Eleştiri” dersleri veren ama tam zamanlı çalışmayan aynı zamanda radyoda ve televizyonda kültürle ilgili konuşmalar yapan bir öğretim üyesi David Kepesh ile tanışıyor ve onu savunmasız bırakan şeyin “kadın güzelliği” olduğunu öğreniyoruz. Bu zayıflığın bir erkeğin yaşamına nasıl bir etkide bulunacağını az çok tahmin ediyor okuyucu. Henüz acaba kadın güzelliği nerede karşımıza çıkacak bile diyemeden ikinci paragrafında Consuella Castillo ile tanışıyoruz ve David’in hızını sonraki sayfalarda daha iyi anlıyoruz. Önce fiziksel özellikleri, ardından kültüre yaklaşımı değerlendiriliyor ve portresi çiziliyor bu güzel ve çekici kadının. Dul olan David’in biten evliliği ve tek çocuğu olan oğlu ile ilgili hikâyesine ilerleyen sayfalarda tanık olacağız.

David bugün yetmiş yaşında olan ve sekiz yıl önce öğrencisi Cosuella Castillo ile yaşadığı ilişkiyi anlatan, bunları anlatırken de eşini aldattığı için sonu boşanma ile biten evliliğinden, oğlu Kenny ile kötü giden baba-oğul ilişkisinden, yaşama ve cinselliğe bakışından ve aynı zamanda Amerika’daki 60’lı 70’li yıllardaki cinsel devriminden isimlerle, benzetmelerle bahseden kitap kahramanımızdır. Consuella ile birlikteyken uzun zamandır beraber olduğu partneri Carolyn’den de ayrılmaz. Carolyn Lyons de geçmişte beraber olduğu öğrencilerinden biridir ve 25 yıl sonra David’le yeniden bir ilişkiye başlar. Carolyn üniversite yıllarında cinsel devrimi fütursuzca yaşayan bir kız grubunun üyelerinden biridir aynı zamanda. David o yıllardan bahsederken, okuyucuyu küçük bir bombardımana tâbi tutarak bir sürü tanımadığımız isimden bahseder. Bu isimleri ya da kavramları araştırdığımızda tamamen yabancı olduğumuz 60’lı 70’li yıllar Amerikan kültürünü biraz olsun tanırız. Aynı zamanda Amerika’nın kültürel ve siyasal anlamdaki bu çalkantılı yıllarının içinde yaşayan David’in ve şu andaki David’in bakış açılarının nasıl değiştiğini de görürüz.

Şöyle ki; 25 yıl önce cinselliğini fütursuzca ve önüne gelen herkesle yaşayan, üniversite öğrencilerinden, aynı zamanda Carolyn’in arkadaşı Janie Wyatt için “Consuella Castillo’nun Simon Bolivar’ı gibidir.” Diyen David, aynı Janie Wyatt için “otuz sene sonra Janie Wyatt yozlaşarak Amy Fisher’a dönüşür.” değerlendirmesini yapar.

Janie’nin benzetildiği Simon Bolivar, Venezuella’nın ya da diğer adıyla Bolivar’cı Venezuella Cumhuriyeti’nin kurucusu ve neredeyse tüm Güney Amerika’ya bağımsızlık kazandırdığı için tüm Güney Amerika’nın ulusal kahramanı, kurtarıcısı olarak görülen kişiyken; Janie’nin dönüştüğü söylenen Amy Fisher ise 16 yaşında sevgilisinin karısını vurarak ünlü olmuş, hapis yatmış ve sonra seks kasedi çıkarmış bir Amerikalıdır. Sınırsızca yaşanan özgürlüklerin, kural tanımazlığın başta bir devrim gibi algılanmasının ardından dejenerasyona dönüşebileceğini görürüz.

Janie için, David’in “O bir Bernardirne Dohrn ya da Kathy Boudin değildi, Betty Friedan taraftarları onunla konuşmuyordu.” Dediği isimlere de bir göz atalım:

Bernardirne Dohrn ekşi sözlükte şöyle tanımlanıyor: SDS (students for a democratic society) denilen Amerikan öğrenci örgütünün lider asenası. Sınıf mücadelesine ve karışık işlere bulaşmıştır. Öyle ki 1970'te kendince savaş hali ilan etmiş ve FBI'ın en çok arananlar listesinde ilk 10'a girmiştir. Şimdi 70 yaşında ve hukuk profesörüdür. Acun Ilıcalı programlarını büyük bir keyifle seyrettiğini okul mecmuasında itiraf etmiştir.

Kathy Boudin: weather underground organization isimli örgütün hepsi zengin wasp ailelerden gelen üyelerindendir. Billy Ayers ve Bernardine Dohrn diğer üyelerindedndir. 1960'larin ABD'sindeki radikal grupların muhtemelen en radikali. Weather Underground olarak da biliniyorlar. [adlarını seksist çağrışımlar yapmamak için değiştirmiş olmaları ilginç bir ayrıntı] adlarını Bob Dylan'in çok bilindik şarkısı Subterranean Homesick Blues'daki bir satırdan alıyorlar: "you don't need a weatherman to know which way the wind blows". Weathermen, 1968'de students for a democratic society adlı grubun küllerinden doğdu. Sivil Haklar Hareketi ve Vietnam karşıtı harekette önemli bir rol oynayan bu gruba mensup bir kısım insan, 1968 demokrat parti Chicago kongresinde grubun tavrını yeterince radikal olmadığı için eleştirip, kendi yollarına gittiler ve weathermen'i oluşturdular. Kendilerini devrimci komünist olarak adlandıran bu grup, 1969'da Chicago'da düzenledikleri Days of Rage günlerinde dükkanlara ve arabalara karşı yaptıkları vandalizm ile adlarını duyurdular. Daha sonra defalarca, otorite ile karşı karşıya geldikten sonra, 70'lerin başında tamamen yeraltına indiler ve otoriteye karşı "savaş" ilan ettiler, her türlü şiddeti legal kabul ettiklerini söyleyip, 70'lerin o umutsuz radikal örgütlerinden birine dönüştüler (baader meinhof, kizil tugaylar, bizde thkp c vs.) Böylece halk desteği alacaklarını düşündülerse de, yanıldılar tabii. New York Greenwich Village'daki bir örgüt evinde bomba yaparken meydana gelen patlama neticesinde grubun beyin takımındaki bir kaç kişi oldu. 1970'lerin ortasına kadar düzenledikleri bombalamalarla adlarını duyurmaya devam ettikten sonra, Vietnam Savaşının sona ermesiyle, yavaş yavaş çözülmeye başladılar. Bir kısım üye, teslim olma yolunu seçti. Fakat grubun sonunu kesin olarak getiren olay, 1981'de grubun en önde gelenlerinden olan ve FBI'dan kaçan Kathy Boudin'in ve David Gilbert'in radikal siyah örgütü Black Liberation Army üyeleriyle beraber, New York eyaletinde bir bankaya ait aracı soyması, grubun iki polisi öldürmesi ve olay yerinde ele geçirilmeleri ile oldu. (soyguncu siyah radikallerden biri de Tupac Shakur'un üvey babasıydı )

20 yıl hapis cezası yiyen Boudin, cezaevindeki iyi davranışları, mahkûmlara okuma yazma öğretmesi ve HIV taşıyıcısı mahkumlara sağladığı destek nedeniyle, affedilip geçen eylül ayında serbest bırakıldı. David Gilbert ise 75 yıla mahkum edildi. Halen hapiste. grup hakkında yapılan the weather underground isimli Oscar adayı belgesel, seyretmeye değer bir tarih dersi.

Betty Friedan: Aslında sendikal ve radikal bir geçmişi olmasına rağmen, Mccarthy döneminin etkisiyle, çalışan kadınların değil ev kadınlarının sorunlarını temel alan kitabı ABD'de feminizm tarihinin en önemli mihenk taşlarından biridir. Kitabında, mutlu hayatlar sürdüğü varsayılan, kocalarını mutlu edip çocuklarını hayırlı birer vatandaş olarak yetiştirmekle görevli orta sınıf kadınların sorunlarına işaret etmiştir. Friedan'ın yoksul kadınları, işçi kadınları, siyah kadınları dışarıda bırakan analizi hem yayınlandığı zaman hem de sonraları çok eleştirilmiştir.

Feministler, devrimci komünistler, sınıf mücadelesi için savaş ilan edenlerin olduğu, bu karmaşada bir yandan da cinsel devrimin yaşandığı bir Amerika… Değerlerin alt-üst olduğu bu Amerika’da kendi devrimini yaparak cinselliğini dilediğince yaşamak uğruna eşini ve oğlunu terk etmiş bir David Kepesh…

v Kitap, bizler gibi muhafazakâr bir davranış eğitimine sahip bir ülkede, özgürlüğü fikirler bazında kabullenen ama cinselliğe hiçbir zaman bu kadar özgürlükçü yaklaşmayan ya da yaklaşamayanlar için huzursuz edici bir açıklığa ve dile sahip… Okurken böylesine direk ve açık bir anlatımın yanında söz konusu roman kahramanları da olsa başkalarının mahremine bu kadar giriyor olmak da ayrı bir rahatsızlık veriyor. Üstelik cinsel arzuların insanların yaşam tercihlerini belirleyen birinci etken olmasına ve aşk ve bağlılık ile ilgili kitabın/David’in değerlendirmelerine de katılmıyorken…

Consuella ve David birlikteliğinde fiziksel güç ve güçsüzlüğün çarpıştığı düşüncesindeyim. Beden gücü yavaş yavaş geriye saran bir erkek, karşısındaki genç bir kadın olduğunda, gençlik dışındaki diğer ayırt edici özellikler ne olursa olsun benzer patolojileri yaşar, onun için David’in arkadaşı George’un “bağ kuran kaybolmuştur.” değerlendirmesine de katılmıyorum. İnsanın sevdiği insanlar ve eşyalarla bağ kurabildiğinde kendini bulma yolunda ilerlediğine inanıyorum. Bu bağ bağımlılık boyutuna ulaşmadığı sürece…

Ama bırakın eşiyle, başka kadınlarla ya da başka insanlarla bağ kurmayı oğlu Kenny ile dahi bir bağ kuramamış bir David Kepesh var karşımızda. Oğlunun acı çekmesinin kendi kusurlarından kaynaklandığını söylüyor David. Babasına bakış açısını Kenny, üniversite ikide Karamazov Kardeşler ödevinin bir kopyasını babasına yolladığında daha net anlıyor David. Karamazov Kardeşler’deki başka kadınlar için sürekli eşlerini, evlatlarını terk eden kötü baba modelini babasıyla özdeşleştiriyor Kenny. Baba-oğul arasındaki tartışmalarda bu duygular su yüzüne çıkıyor. David “Ben kaybettiğimi çok önceden biliyordum. Ama Kenny de kaybetti. Benim bugün neysem o olmamın sonuçları uzun vadede ortaya çıkacak. Bu ailevi felaketler kuşaktan kuşağa geçer.” diyerek yaşamdaki kararların ve tercihlerin ileri vadeli sonuçları olduğunu anlatıyor okura, belki de kaderin genetik olduğundan bahsetmeye çalışıyordur bilmiyoruz.

“Kül edin kalbimi, istekleriyle hasta/ ölen bir hayvanın gövdesinde/ne olduğunu bilmeyen/o duyusal ezgiye kapılmış” derken kendine yabancılaşmayı, zamanla değişen değer yargılarını anlatıyor sanırım David.

Kitabın son sayfalarında, kıyametin hiç kopmayacağı, zaten kendisi kıyamet olan dünyayı betimleyişi, her şeyin, her ölümün sırayla oluşu düşüncesinin çocukluğun en güzel peri masalı olduğu tanımlaması, Cosuella’nın Küba’ya dönüş hayalinin Havana’da deniz kıyısındaki o duvarda oturup ayaklarını sarkıtarak gelip geçen insanlarla sohbet etmekten ibaret oluşundaki ortak bir geçmişe duyulan özlem kavrıyor bizleri.

Kitabın giriş cümlesinde anlatılmak istenen belki de Consuella’nın hastalığı. Bu hastalık Consuella’nın beynindeki izlerin bedenindeki yansıması olabilir mi?

David’in kitap boyunca zaman zaman okuyucuya/bana sorduğu sorulara içimden yanıtlar verdiğim olmuştu ama son satırlardaki sorulara yanıt verenin bir an kendim olduğunu düşündüğümde irkildim. Çünkü cevap veren ben değildim aslında, kitap boyunca bana doğrularını savunan David’in iç sesiydi belki.

O benim yerime David’e Consuella’nın yanına gitmemesi gerektiğini, giderse biteceğini söylüyordu. Bense “Git David” dedim “Git…” Zaten bence kim ne derse desin şu anda David, Consuella ile beraber olmalı. İnsanı insan yapan değerlere inancım böyle söyledi.

 


Ölen Hayvan

”Milan Kundera, Le Monde
 

Ölen Hayvan, cinsellik ve ölümlülük temalarını çarpıcı bir biçimde ele alan bir roman. Kahramanı, Phillip Roth’un daha önce kaleme aldığı The Breast (1972) ve The Professor of Desire (1977) adlı romanlarının da kahramanı olan David Kepesh, Amerika’daki cinsel devrim yıllarında, hiçbir engel tanımaksızın erotik zevklerin peşinde koşmaya ant içerek eşini ve oğlunu terk etmiş bir akademisyendir. Gerek üniversitede yarattığı entelektüel imaj, gerek bir edebiyat eleştirmeni olarak bir TV kanalının yayınlarında görünmesi, kız öğrencileri için onu çekici kılmıştır.

Kepesh, yetmiş yaşındadır ve konuşma dili üslubuyla, kim olduğunu okurun bilmediği ve yalnızca romanın sonunda kendisine bir iki sözcükle cevap veren birisine eski bir öğrencisi olan Consuela Castillo’yla altmış iki yaşındayken yaşadığı ilişkiyi anlatır. Bu ilişkiden önce pek çok kadınla giriştiği beraberliklerini hiçbir zaman ciddi bir bağlılığa dönüştürmeden sürdürmeye kararlı olmasına karşın, yirmi dört yaşındaki Küba kökenli bu kız Kepesh’in aklını başından alır.

Consuela’ya duyduğu tutku bir saplantıya dönüşür, onu kaybedeceği kaygısı, kapıldığı kıskançlık krizleri hayatını cehenneme çevirir. Ama daha ilişkinin başlarındayken bile, aralarındaki yaş farkının “kaçınılmaz acıklılığının” ve bunun belki de kendisi için son bir ilişki olduğunun bilincindedir.

Consuela ise bu ilişkiye egemendir ve farkında olmasa bile Kepesh’i kendi narsizmini besleyen bir araç olarak kullanır. Kız kendisini terk ettiğinde, Kepesh eskiden kadınlarla yaşadığı bir sürü rahat, sorunsuz ve özgür ilişkiyi neden yaşayamadığını sorgulamaya başlar ve duyduğu kaygının aslında kendisiyle ilgili olmadığına, daha genel bir toplumsal dengesizlikten kaynaklandığına karar verir.

Her ne kadar roman bu ihtiraslı ilişkinin öyküsünü anlatırsa da, okur bir yandan da, ABD’de 1960’lı ve 70’li yıllarda gerçekleşen ve cinsel devrimi de içeren kültür devrimiyle ilgili çarpıcı bir sorgulama ve tartışmaya da sürüklenir. Zira yaşlı bir erkek ölümlülüğünün bilincine varırken, sürdüğü yaşamın ve yaşadığı dünyanın anlamını çözmeye çalışmaktadır.

“Philip Roth büyük bir modern erotizm tarihçisidir. Henry Miller’dan bildiğimiz cinselliğin coşkunlukla yüceltilmesinden sonra, Roth kendi kendini sorgulayan cinsellikten söz eder; bu da hazcılıktır gerçi ama sorunlu, yaralı, ironik bir hazcılıktır. Onun hazcılığı itirafla ironinin nadir birleşimidir. İçtenliğiyle son derece savunmasız, ironisi ise son derece kaçamaklı.”Milan Kundera, Le Monde


 

Philip Roth - Ölen Hayvan

http://sozriko.blogspot.com.tr/

3 Şubat 2011 Perşembe
Yaşlılık, hassas ve korkaklara göre değildir. (Yaşlılık) İnsan hayatındaki en büyük sürpriz...

Güzellik, bakanın gözlerindedir.

Notlar (David Kepesh) Onu sekiz yıl önce tanıdım. Benim sınıfımdaydı.

Kadın güzelliğine karşı büyük bir zaafım var. Ben altmış ikime gelmiştim ve Consuela Castillo adındaki kız da yirmi dört yaşındaydı. (s. 10)

Bu kızın benim olacağını anında anladım.

Sınavlar bittikten ve notlar verildikten sonra, dairemde öğrencilerime bir parti veriyorum. Cesur olanları saat ondan sonra açılıp canlanıyorlar. (s. 12)

Parti boyunca birden benim bir insan olduğumu görüyorlar.

Her şey saklı ve hiçbir şey gizli değil. (s. 14)

“Bana göre tamamen Amerikalısın. Neden kendini Kübalı olarak düşünüyorsun?” “Kübalı bir aileden geliyorum. Ondan. Bütün olay bu. Ailem çok gururludur. Ülkelerini severler işte. (s. 17)

Bütün bu konuşmalar! Ona Kafka, Velazquez gösteriyorum… İnsan bunu niye yapar? Eh, bir şey yapmalısınız. Bunlar dansın tülleri. Baştan çıkarmayla karıştırmayın. Bu baştan çıkarma değil. Sakladığınız, sizi oraya getiren şey, saf şehvet. Tüller bu kör güdüyü örtüyor. (s. 18)

Bütün bunlar, gittiğimiz yere giden yolu biraz daha dolambaçlı hale getirmekten başka bir şey değil. Herhangi biri, herhangi bir cinsten bir başkasını, aralarında seks olmadıkça büyüleyici bulur mu? Başka kimden böylesine büyülenirsiniz? Hiç kimseden. (s. 19)

Evime gittik ve müzik çalmamı istedi. Beethoven’ın yedinci senfonisini özellikle sevdi. (s. 21) Kızlar daha ne kadar olabilir ki hayatımda? (s. 23)

Bir kere evlendim; yirmili yaşlarımda, pek çok insanın yaşadığı, o kötü ilk evliliği, acemi er talim kampı kadar kötü o ilk evliliği yaşadım.

Ondan sonra bir daha kafeste yaşamamaya kararlıydım. (s. 24)

Hiçbir zaman senin kız arkadaşın olamam. Düşündüğümden çok daha gelenekçi. (s. 25)

…ben onun kalçalarını okşayıp, o benim karım olamayacağını açıklarken, korkunç kıskançlığım doğdu. (s. 26)

Seks hayvanidir.

Seksten üstün değilsiniz.

Yaşlılığın nasıl bir şey olduğunu hayal edebiliyor musunuz?

Daha yaşlanmamış olanlar için, yaşlı olmak demek var oldunuz demektir. Ama yaşlı olmak aynı zamanda, var olmuşluğunuza rağmen, ona ek olarak ve onu aşan bir biçimde, hâlâ varsınızdır ve zaten var olmuş olmak, geçmişlik kadar, hâlâ var oluş ve bunun bütünlüğü de insanın aklından çıkmaz. (s. 32)

Ben büyürken, Seksi çalıyordunuz.

Evlilik ve ordu Bu iki müesseseden nefret ediyorum. Aynı sebepten dolayı: Hizaya sokma. (s. 52/53)

Seks aynı zamanda ölümden alınan intikamdır. (s. 54)

Consuela’yla ilişkim bir buçuk yıldan biraz daha uzun sürdü. (s. 68)

Bitmesi ikimiz için de iyi olmuştu tabii ki, ama benim bitirmek gibi bir düşüncem yoktu ve sonra da yoksunluk hissettim. Üç yıl boyunca depresyona girip çıktım. (s. 69)

Onunla beraberken bile hasretim hiçbir zaman kaybolmadı. (s. 70)

George “Bu kız karşısında hep güçsüz olacaksın.” Estetik mesafe kanununu bozdun sen. Bu kızla estetik deneyimini duygusallaştırdın. (s. 73)

“Bağ kuran kaybolmuştur.” Joseph Conrad

“Kül edin kalbimi, arzudan hastalanmıştır/Ölen bir hayvanın gövdesinde/Ne olduğunu bilmeyen.” Yeats (s. 75)

Belki artık ölüme yaklaştığım için, özgür olmamayı istiyorum gizlice. (s. 78)

George’un ölümü yüzünden Consuela için en kötü şeyler aklıma geliyordu. Evet, George öldü. …bir tek yoldaş yeterlidir. (s. 83)

(Consuela) Şu an sana ihtiyacım var. Artık saçım yok. Ekim ayında kanser olduğumu öğrendim. Göğüs kanseriyim. …ırsi bir tehlike olduğunu biliyordum. Bunu her zaman biliyordum ve her zaman korktum bundan. (s. 91)

Tha Dying Animel
Türkçeleştiren: N. Can Kantarcı
Ayrıntı Yayınları, 2007