ANASAYFA TÜMÜ ROMAN ÖYKÜ DENEME FELSEFE ŞİİR TİYATRO BİYOGRAFİ 01.08.2018



Editörün Notu: Yakup Kadri Ankara romanında, Millı Mücadele'nin bitip Cumhuriyet'in ilanından sonra, modernleşmeyi, çağdaşlaşmayı layıkıyla anlayıp halka anlatacak, halkla bütünleşecek ve Türk milletini muasır milletler seviyesineçıkaracak, hatta onları aşma idealini gerçekleştirecek bir aydın kadronun eksidiğini anlatmaya çalışır. Modernleşme hareketlerinin, kozmopolitleşmeye nasıl yenildiğini, Türkiye'yi çağdaş dünyaya, aydınlık ufuklara taşıyacak kadroların nasıl yozlaştığını, kendilerini şahsı çıkarlarının ve zevklerinin dar çerçevesine nasıl hapsettiklerini ortaya koyar. Bu acı realite karşısında da, muhayyel bir Türkiye'ye ve Ankara'ya sığınmaktan ve ütopik bir aydın tipi meydana getirmekten başka bir çare bulamaz   http://dergipark.gov.tr/
 

YAKUP KADRİ KARAOSMANOGLU'NUN ANKARA ROMANINDA AYDINLAR
Yrd. Doç. Dr. Rıza BAGCI
Celal Bayar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

http://www.abstractagent.com

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara Romanı Bağlamında Kemalist İdeoloji ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Bir Başkent İnşası

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara isimli romanı diğer eserlerine göre daha didaktik bir niteliktedir ve söz konusu roman idealist bir düşünce evrenini yansıtmaktadır. 1934 yılında yayımlanan roman, ana figür Selma Hanım ve çevresindekiler ekseninde; yaklaşık yirmi beş yıllık bir süreçte, Ankara’nın önce Millî Mücadele’nin merkezi olması, ardından da Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti oluşu ve Cumhuriyet Dönemi aşamalarını konu edinmektedir. Ankara hem Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli dönüm noktalarını hem de Ankara’nın başkent oluşu sürecini kurgu hâline getirmesi açısından dikkate değer bir özellik taşımaktadır. Yakup Kadri’nin, kitapta, birbirinden bağımsız üç erkek (Nazif Bey, Binbaşı Hakkı Bey ve Neşet Sâbit) ve üç temel mekân anlatımı (Taceddin Mahallesi / Yenişehir / Cebeci) ile birlikte inandığı ve yürekten bağlandığı Atatürk’ün ideolojisini ve inkılaplarını bir roman formunda anlattığı söylenebilir. Roman, Millî Mücadele döneminin ruhunu, Kemalist ideolojisini ve bunları gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk’ün kimliğini ve kişiliğini idealize edecek tarzda kaleme alınmış olmasından dolayı önemli bir yere sahiptir.

Romanda, gelecekteki mükemmel bir Türkiye için gerçekler ve hayaller, yaşananlar ve yaşanacaklar; kimi zaman gerçekçi, kimi zaman romantik, kimi zaman da ütopik bir bakış açısıyla anlatılmaktadır.

Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümü, AnkaraS. Dilek Yalçın Çelik

http://www.abstractagent.com/home/jvi.asp?pdir=jas&plng=tur&un=JAS-58066

1934 yılında yayımlanan roman, ana figür Selma Hanım ve çevresindekiler ekseninde; yaklaşık yirmi beş yıllık bir süreçte, Ankara’nın önce Millî Mücadele’nin merkezi olması, ardından da Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti oluşu ve Cumhuriyet Dönemi aşamalarını konu edinmektedir. Ankara hem Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli dönüm noktalarını hem de Ankara’nın başkent oluşu sürecini kurgu hâline getirmesi açısından dikkate değer bir özellik taşımaktadır.

Yakup Kadri’nin, kitapta, birbirinden bağımsız üç erkek (Nazif Bey, Binbaşı Hakkı Bey ve Neşet Sâbit) ve üç temel mekân anlatımı (Taceddin Mahallesi / Yenişehir / Cebeci) ile birlikte inandığı ve yürekten bağlandığı Atatürk’ün ideolojisini ve inkılaplarını bir roman formunda anlattığı söylenebilir. Roman, Millî Mücadele döneminin ruhunu, Kemalist ideolojisini ve bunları gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk’ün kimliğini ve kişiliğini idealize edecek tarzda kaleme alınmış olmasından dolayı önemli bir yere sahiptir. Romanda,gelecekteki mükemmel bir Türkiye için gerçekler ve hayaller, yaşananlar ve yaşanacaklar; kimi zaman gerçekçi, kimi zaman romantik, kimi zaman da ütopik bir bakış açısıyla anlatılmaktadır. 

 

YAKUP KADRİ KARAOSMANOGLU'NUN ANKARA ROMANINDA AYDINLAR

Yrd. Doç. Dr. Rıza BAGCI
Celal Bayar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
rbagci66@hotmail.com

Ankara romanında aydınlar, hem sayı bakımından hem de meslekleri bakımından, çok dar bir kadro tarafından temsil edilmiştir. Romanda aydın vasfını taşıyan kişilerin sayısı, beşi geçmez. Bu aydınlardan, romanın her üç döneminde de karşımıza çıkan en önemli kişisi, merkezi kişisi Selma Hanım'm müphem bir şekilde, iyi bir tahsil görmüş olduğu ifade edildiği halde, bu tahsilin hangi seviyede ve hangi okullarda yapıldığı açıklanmaz. Ayrıca bu İstanbullu genç kadının, Millı Mücadele yıllarında fahrı olarak hastanelerde hastabakıcılık yapmak, Cumhuriyet'in ilanından sonra da büyük bir kız müessesesini · idare etmek gibi görevler üstlenmesine rağmen, mesleğinin ne olduğu tam olarak bilinmez. Romanın diğer kahramanları Ahmet Nazif Bey bankacı, Hakkı Bey subay, Neşet Sabit Bey gazeteci-yazardır. Milli Mücadele yıllarında milletvekili olan, Cumhuriyet'in ilanından sonra ise, bir arsa spekülasyoncusu ve taahhüt işleriyle uğraşan biri olarak tanıtılan Murat Bey'in , asıl mesleğinin ne olduğu ve aldığı eğitim konusunda da hiçbir bilgi verilmez.

Romanda, gazeteci Neşet Sabit j3ey dışında, aydınların sağlam bir dünya görüşleri yoktur. Selma Hanım, önce "memleket işlerine karışmak emeli gönlünden hiç geçmemiş" bir ev kadını, sonra Hakkı Bey'in tesiriyle Mill"ı Mücadele'ye ilgi duyan idealist bir insan, ardından Cumhuriyet'in ilk on yılında Yenişehir sosyetesine mensup kozmopolit bir bayan, daha sonra ise, gece gündüz ülkesine hizmet eden bir aydın olarak karşımıza çıkar. Bankacı Ahmet Nazif Bey, Sakarya Savaşı günlerinde, Milli Mücadele'ye olan inancını kaybeder ve bankasıyla birlikte, eşini bile Ankara'da bırakarak Kayseri'ye kaçar. Milli Mücadele'nin efsanevi kahramanı Binbaşı Hakkı Bey, Cumhuriyet'in ilanından sonra, bütün ideallerini kaybedip Avrupalı şirketlerin iş takipçisi ve komisyoncusu haline gelir, yozlaşıp kendini monden hayata kaptırır. Bir arsa spekülasyoncusu haline gelen eski milletvekili Murat Bey'in durumu da, içler acısıdır. Şadece gazeteci-yazar Neşet Sabit, romanın ilk bölümünden sonuna kadar duygu, düşünce ve hayat tarzı konusundaki tutarlılığını muhafaza eder ve bu özellikleriyle romanın tek ideal aydın tipi olarak değerlendirilebilir

Ankara romanında aydınların Anadolu ve Anadolu insanına bakışları ve halkla ilişkileri de pek olumlu değildir. Romanın üçüncü bölümündeki ütopik Ankara ve Türkiye dışında, özellikle ikinci bölümdeki Ankara'da, aydınlarla, geniş halk kitleleri arasında derin uçurumlar vardır. Hatta birinci bölümdeki Ankara'da bile, aydın-halk ilişkilerinde yer yer problemler yaşanır. Millf Mücadele yıllarındaki Ankara'da bile halk, aydınlara zaman zaman şüphe ve tereddütle bakar. Halk, giyimi, kuşamı, hayat tarzı ve zihniyeti kendisinden epeyce farklı olan aydınlan, "kendinden saymaz." O yılların birleştirici, bütünleştirici atmosferinde bile halk, İstanbul' dan Ankara' ya gelen bazı aydınlara, yabancı manasına gelen "yaban" adını verir.

Yakup Kadri Ankara romanında, Millı Mücadele'nin bitip Cumhuriyet'in ilanından sonra, modernleşmeyi, çağdaşlaşmayı layıkıyla anlayıp halka anlatacak, halkla bütünleşecek ve Türk milletini muasır milletler seviyesine ıkaracak, hatta onları aşma idealini gerçekleştirecek bir aydın kadronun eksildiğini anlatmaya çalışır. Modernleşme hareketlerinin, kozmopolitleşmeye nasıl yenildiğini, Türkiye'yi çağdaş dünyaya, aydınlık ufuklara taşıyacak kadroların nasıl yozlaştığını, kendilerini şahsı çıkarlarının ve zevklerinin dar çerçevesine nasıl hapsettiklerini ortaya koyar. Bu acı realite karşısında da, muhayyel bir Türkiye'ye ve Ankara'ya sığınmaktan ve ütopik bir aydın tipi meydana getirmekten başka bir çare bulamaz.