ANASAYFA TÜMÜ ROMAN ÖYKÜ DENEME FELSEFE ŞİİR TİYATRO BİYOGRAFİ 14.07.2018


Editörün Notu:  “Nobel sahibi Maria Vargas Llosa'nın "Ketum Kahraman" adlı eseri kaderleri kesişen iki harika roman kahramanın öyküsünü anlatır. Peru'nun Piura kentinde yaşayan cana yakın Felícito Yanaqué bir şantaj komplosu ile karşı karşıyadır. Öte yandan Lima'da bir sigorta şirketi sahibi olan Ismael Carrera servetine göz diken iki üçkağıtçı oğlundan öç almak üzere planlar yapmaktadır. Her iki roman kahramanı da sakin, saygın, ketum kişilikleriyle kendi doğrularından ödün vermez. Bu nedenle içinde yaşadıkları kirli toplumun üzerine çıkmak zorundadırlar.


Ketum Kahraman - Dipnot Kitap Kulübü

Ketum Kahraman
Maria Vargas Llosa

İki kişilik dev roman

http://www.sabitfikir.com

Ketum Kahraman, Llosaca bir pembe dizi. Yani ters köşeleri bol.

Bir okur olmaya uğraşırken Mario Vargas Llosa'nın kısa süren siyaset yaşamından hep memnuniyet duydum. Yayımlanan her romanını, ağzından çıkan her lafı ve giriştiği pek çok eylemi büyük bir dikkatle takip ettim. Ne mutlu ki Llosa bunların hiçbirinde beni hayal kırıklığına uğratmadı.

Kendi topraklarını konu eden Llosa'nın, aslında orada olup bitenlerin hemen altına evrensel gerçekleri ustalıkla gizleyişi, hepimiz için bir hoşluktu. Öyle olmaya da devam ediyor.

Ketum Kahraman'da, Llosa yine bu yolu izliyor; "iki" kişilik dev bir romanla bizi Peru'daki olayların içine çekiyor: Başkent Lima'da sigortacı Ismael Carrera ve Piura'da nakliyeci Felícito Yanaqué kitabın başrollerinde.

"KENDİNİ KİMSEYE EZDİRME"

Gelen esrarengiz haraç mektubu ve hem onu hem şirketini himayesi altına almaya çalışan çete, Yanaqué'nin hayatını değiştirmeye başlıyor. O günden sonra, kafasında mektupta yazanlar ve babasından miras kalan "Kendini kimseye ezdirme," öğüdü dönüyor.

Öbür tarafta da acar sigortacı Carrera, emekliliğe hazırlanan şirketin yöneticisi ve yakın dostu Don Rigoberto'yu kararından vazgeçirmeye çalışıyor. Rigoberto ise emeklilik günlerinde gezmeyi, kendini sanata vermeyi düşünüyor. "Uzun, mutlu ve kültür dolu bir yaşlılık" düşlüyor.

Carrera, onu yalnızca emeklilikten vazgeçirmeye değil, aynı zamanda yeni evliliğinin şahidi olmaya iknaya da çabalıyor. Haliyle Rigoberto'nun ağzı açık kalıyor; seksenine yürüyen Carrera'nın kararından çok evleneceği kişi onu daha çok şaşırtıyor: Evindeki hizmetçiyle evliliğe hazırlanan Carrera yüzünden Rigoberto, kendini bir pembe dizi setinde sanıyor. Bunu düşünmekte haklı. Çünkü oğulları, mirasa konmak için babalarının gözünün içine bakıyorlar. Carrera'nın ikizlerinin yemediği halt kalmamış; sicilleri epey kabarık: Babalarının adıyla borçlanmalar, sahte fatura kesmeler ve belgeler hazırlamalar...

Aslında mevzu bunlarla da sınırlı değil. Hem Carrera hem de Yanaqué, gönül maceralarıyla kendi çevrelerinde nam salmış iki adam, çalışkanlıkları ve işlerine verdikleri emeklerle de. Ama Yanaqué'nin yıllar boyu emek verdiği iş ve birikimi, ona mektuplar yollayıp para koparmaya çalışan çete yüzünden tehlikede. Rigoberto'nun endişesi ise yaşlı kurt Carrera'nın kendisinden yaşça epey küçük hizmetçisiyle evlenip şirketini ve servetini riske atması. Ayrıca ikizlerinin çıkaracağı homurtu.

TERS KÖŞESİ BOL PEMBE DİZİ

İki adam, içeriği farklı da olsa birtakım dertlerle uğraşıyorlar. Çete, Yanaqué'ye bastırdıkça bastırıyor; örümcekli şantaj ve tehdit mektupları birbirini izliyor. Carrera, yeni evliliğinin tadını çıkartırken bir yandan da oğulları kafasını kurcalıyor. Beyni bu konuda karıncalanan yalnızca Carrera değil tabii. Rigoberto, ondan daha fazla endişeli. Nikâha şahitlik etmesi, onu ikizlerin hedefi haline getirebilir pekâlâ.

Öbür taraftan Yanaqué'nin eline geçen mektupları alıp şikâyette bulunması, yaşananları polisiyeye dönüştürüyor. Şüpheliler, tahminler ve üzerinde kafa patlatılan delillerle varılmaya çalışılan sonuçlar. İşin içine "adam kaçırma" da girince her şey daha da karmaşıklaşıyor.

Rigoberto, endişesinde yanılmıyor; Carrera'nın iki çılgın oğlu eve gelip onu emekliliğini elinden almakla ve davalık olmakla tehdit edince bu cenahta da işler hızla sarpa sarıyor. Rigoberto, "Carrera bizi kendi yatak işleriyle oğulları arasına sokarak pek iyilik yapmadı," diyerek vaziyeti güzelce özetler. Büyük emek verip oluşturduğu, günün sonunda kapandığı ve "kültür kalesi" diye adlandırdığı evdeki odası, başına açılan dertler yüzünden üstüne üstüne gelmeye başlıyor. Yanaqué, aşk kaçamağının farklı noktalara kayışıyla uğraşırken ikizler, Rigoberto'ya evrakta sahtecilik ve şirketi zarara uğratma suçlamalarıyla dava açıyor. Carrera ve Yanaqué için de belanın git gide büyümesi demek bu.

Carrera, balayındayken şirketini İtalyan sigorta devine satıp oğullarını ve Rigoberto'yu ters köşeye yatırıyor. Ama Peru'ya döndükten sonra gelen beklenmedik ölümü, pek çok şeyi havada bıraktığı gibi yeni sorunlara da kapı aralıyor.

Mektup krizi çözülmeye başlayınca Yanaqué'nin çok şaşıracağı ama bir sürü şeyin de farkına varacağı bir ortam oluşuyor. Kendisinin de dediği gibi "hayatta her kötü şeyin bir iyi yanı, her iyi şeyin bir kötü yanı bulunuyor."

Llosa, Carrera'nın ve Yanaqué'nin başına gelenleri kendisinden beklenen şekilde, yani gayet şaşırtıcı bir biçimde birleştiriyor. Ama bu birleşme, yürüyen iki ayrı hikâyenin ortaklık ya da benzerlik babında kesişmesi. Romanın sürprizlerini açık etmeden söylemek gerekirse hem Carrera'nın hem de Yanaqué'nin durumunda oğullarıyla ilgili kimi benzer noktalar bulunuyor.

Yalanlar, şüpheler, oyunlar ve gerçeklerin kafa kafaya geldiği bir olay örgüsü yaratan Llosa, Ketum Kahraman'la entrika, macera ve heyecan dolu pembe dizi kıvamında bir roman sunmuş bize. Aşk üçgenleri, sırtından vurulan patronlar, kazıklanmalar, mutsuz evlatlar ve nefret edilen ebeveynlerin hepsi iç içe, üst üste. İşler, her sayfada biraz daha çetrefilleşip umulmadık yerlere gidiyor. Ama hemen ayarı vermek lazım: "Pembe dizi" deyince kimileri burun kıvırabilir. Romanı en rahat böyle tanımlayabilirsiniz fakat asla bir ucuzluk ya da sakillik yok. Ketum Kahraman, Llosaca bir pembe dizi. Yani ters köşeleri bol.


Ketum Kahraman

Seray ŞAHİNLER DEMİR

http://www.sanatindibi.com/

Nobel Edebiyat Ödülü’nün 2010 yılındaki sahibi Perulu yazar Mario Vargas Llosa’nın “Ketum Kahraman” adlı son romanı Türkçede yayımlandı. Kitap baştan sona sürükleyici bir ‘dolandırıcılık’ hikayesi.

Havva Mutlu’nun çevirisiyle okuduğumuz bu roman iki farklı bölümden oluşuyor ve bölümler birbirini izliyor. İlk bölümde karşımıza Peru’nun Piura kentinde Narihuala Taşımacılık Şirketi’nin sahibi Felicito Yanaque çıkıyor. Gertrudis ile mutsuz bir evliliği olan patronun biri beyaz tenli olmak üzere(Yanaque oğlunun hiçbir zaman kendisinden olduğuna inanmamıştır) 2 oğlu ve sevgilisi Mabel vardır. Bir de gençlik yıllarından beri hayatında ne olacağını öngören, kadim dostu falcı Adelaida.

KENDİNİ KİMSEYE EZDİRME!

Nakliye şirketinde şoförlük yaparak başladığı iş hayatını tırnaklarıyla kazıyarak zirveye ulaştıran Yanaque’e bir gün isimsiz bir mektup gelir. Altında 5 ayaklı bir örümcek imzasının yer aldığı mektupta, Don Felicito Yanaque’den açıkça her ay 500 dolarlık haraç istenmektedir. Fakat patron bu haracı vermemekte oldukça kararlıdır. Ailesi hatta iş adamı arkadaşları ona bu çok da büyük bir tutar olmayan parayı vermesini söyler. Diğer nakliye şirketlerinin sahipleri de zaten aynısını yapmaktadır. Arkadaşları Yanaque’ı bu yaştan sonra huzursuz olmaması için de parayı düzenli olarak ödemesi yönünde ikna etmeye çalışır. Arkadaşlarının bu tutumuna da oldukça öfkelenen patronumuz, başına her ne gelirse gelsin (bunun içinde ailesine ve sevgilisi Mabel’e zarar gelecek olma ihtimali olsa bile) parayı vermemeye kararlıdır. Çünkü babası ona hayattayken “Kendini kimseye ezdirme” nasihatinde bulunmuştur. Polise başvurur fakat çok ciddiye alınmaz. Hatta konuyla ilgilenen yüzbaşının çetenin işbirlikçisi olduğunu dahi düşünür. Kendi yöntemleriyle şebekeyi bir gazeteye ilan vererek afişe eder. Oldukça öfkelenen çete karşılık olarak Yanaque’in ofisini yakar. Sonuç alamayınca Yanaque’ın hayatta en değerli varlığı olan sevgilisi Mabel’i kaçırmasıyla olaylar asla tahmin edilemeyen bir açıklığa kavuşur.

Paralel öyküde ise başkent Lima’da sigortacılık yapan Ismael Carrera’nın şirketinin yöneticisi olan Don Rigoberto başroldedir. Rigoberto artık emeklilik hayalleri kurmaktadır. Geri kalan zamanını sanatla ve gençliğinden beri hayranı olduğu Avrupa’ya seyahatlerle geçirmek ister. Patronu Carrera 80 yaşını devirmiş birisidir. Onun da ikiz oğulları vardır. Zengin babalarının paralarını uyuşturucu, partiler ve kadınlarla yiyen ikizler babalarını da pek sevmez. Hatta bir gün Carrera kalp krizi geçirir ve ölüm döşeğindeyken oğullarının kendisinin hemen ölmesini böylece mirasın pay edilmesi için gereken işlemleri başlatmalarını istediklerini duyar. Oğullarına pabuç bırakmamaya kararlı olan Carrera iyileşir. Çocuklarından hıncını ise kendisine her zaman sevgiyle yaklaşan hizmetçisi Armida ile evlenmeye karar verir. Böylece hem hayatının son günlerini onu mutlu eden Armida ile geçirecektir hem de mirası oğullarına bırakmayacaktır. Yardımcısı Don Rigoberto’dan nikah şahidi olmasını ister. Nikahın gerçekleşmesiyle birlikte ikizler babalarından ziyade Don Rigoberto’ya düşman olacaktır.

Her iki bölüm birbirinden bağımsız gitse de kitabı okurken öykülerin birbiriyle bağlanacağı düşüncenizi yazar boşa çıkarmıyor.

Aslında çok da yabancı olmadığımız entrikalar bu romanda ön planda.

Suçun, sahtekarlığın, paranın, aile ilişkilerinin pragmatizmle şekillenmesinin başarılı örneklerinden birisi Ketum Kahraman. Tanıtımlarda yer alan ‘dalaverenin evrenselliği’ sanırım en doğru ifade. Kitabı okurken Mario Vargas Llosa’nın bir dönem siyasetle uğraştığını göz önüne alıp bu tür entrikaların (kim bilir) en had safhasıyla karşılaşmış olduğunu da düşünmeden edemedim.

Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış bir yazarın üslubu için etraflıca yorum yapmak biraz lüzumsuz olur diye düşünüyorum. Fakat kitap edebi anlatım açısından büyük şeyler vaad etmese dahi oldukça başarılı bir kurgu. 414 sayfa boyunca her paragraf heyecanlı her cümle merak uyandırıcı.

 


Mario Vargas Llosa – Ketum Kahraman

Altyazı

Her Zenginlik Kendi Düşmanını Yaratır
Mario Vargas Llosa1936 yılında Peru’da doğdu. İlk kitabını 1952’de yayınladı. Edebiyatın dışında, gazetecilik ve siyasetle de ilgilendi. 1990 yılında başkan adayı olarak seçimlere katıldı fakat seçimi kazanamadı. Kent ve Köpekler, Don Rigiberto’nun Not Defterleri, Üveyanne’ye Övgü, Teke Şenliği  yazarın Türkçeye de kazandırılmış romanlarından bazılarıdır. Çok sayıda edebiyat ödülü kazanmış olan Llosa 2010 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nün de sahibi oldu. Latin Amerika edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan   Mario Vargas Llosa’nın yeni romanı Ketum Kahraman, yazarın birçok kitabını Türkçeye kazandırmış olan Can Yayınları tarafından yayınlandı.

Ketum Kahraman’da olaylar, nakliye şirketi sahibi Felícito Yanaqué adlı karakterin kapısına sıkıştırılmış bir tehdit mektubuyla başlıyor. İmza yerine örümcek deseninin kullanıldığı notta Felícito’dan haraç istenmektedir. Peru’nun Piura şehrinde yaşayan Felícito, küçük yaşında annesi tarafından terk edilmiştir. Yoksulluk içinde, zorluklarla dolu bir hayat yaşamıştır. Babasıyla birlikte bütün bu güçlüklerin üstesinden gelerek eğitimini tamamlamış ve saygı duyulan, başarılı bir iş adamı olmayı başarmıştır. Miguel ve Tiburcio adlarında iki oğlundan başka ara sıra kaçamak yaptığı metresi Mabel’le sınırlı bir çevre içinde mutlu bir hayat kurmuştur kendine. Yaşadığı zorluklar ve ödediği bunca bedelden sonra bir şantaj mektubuna boyun eğmeyecek kadar gururlu biridir Felícito. Polis şefi Çavuş Lituma’yla görüştükten sonra yerel bir gazeteye bu olayla ilgili demeç verir; şantaja boyun eğmeyeceğini belirterek meydan okur. Şantajcıların ikinci hamlesi, Felícito’nun metresi Mabel’i kaçırmak olur. İşin içine adam kaçırma eklenince polis soruşturmayı derinleştirir. Soruşturma ilerledikçe Felícito, düşmanın çok da uzakta olmadığını öğrenir.

Roman, Felícito’nun hikâyesine paralel bir başka hikâye ile devam eder. İkinci hikâye, başkent Lima’da yaşayan, 80’li yaşlarında, oldukça zengin bir iş adamı olan Ismael Carrera ve ailesi etrafında gelişir. Büyük bir sigorta şirketinin sahibi olan Ismael, hayatı boyunca sahip olduğu değerleri çocuklarına aşılamaya çalışmış idealist bir tiptir. Çocukları, Miki ve Escobita babalarında hiç benzemeyen tembel tiplerdir. Ismael hasta yatağında yatarken çocukları onun ölümün sonra miras paylaşımı konusunda tartışmaya girerler. Oğulları Ismael’in ölmesini istemektedirler. Ismael, ölümünü bekleyen oğullarına bir ders vermeye karar verir. İntikam planının ilk aşaması, hizmetçisi Armida ile evlenerek uzun ve pahalı bir balayı için Avrupa’ya gitmektir. Ismael’in bu oyunundaki müttefiki, sadık dostu ve çalışma arkadaşı Don Rigoberto’dur. Tembel oğullar, para söz konusu olunca hareketlenirler.

Babalarının yaşlılığını ve akli bakımdan yetersiz olduğunu iddia ederek hem evliliği geçersiz kılmaya hem de mirasa konmaya çalışırlar. Entrikalar savaşı bu şekilde başlar.

Evrensel Bir Sorun Olarak Sahtekârlık

Olaylar her iki hikâyede de birbirine paralel olarak gelişir. İki ayrı olayın merkezindeki karakterler benzer özelliklere sahiptir. Felícito’nun zorluklara boyun eğmeyen, mücadeleci ruhu babasından aldığı belki de tek mirastır. Felícito, tehdit altındaki maddi değerlerini, sahip olduğu manevi değerlerle müdafaa etmeye çalışır. Benzer bir durum Ismael için de geçerlidir. Ismael’in maddi varlıkları, ahlaki gerilik içindeki oğulları tarafından tehdit edilmektedir.

Felícito ve Ismael iki farklı ekonomik yapıyı temsil etmektedirler. Karşılaştıkları sorunlar ise ortaktır. Bunun da ötesinde, olayların gelişimi, neredeyse bu iki karakteri kader ortağı yapar. Yazar bu yolla alçaklığın, sahtekârlığın ve entrikanın belli bir ekonomik veya sosyal çevreyle ilgili olmadığını gösteriyor. Servet ve zenginlik peşindeki insanın ahlaki düşüşü, insan hayatının bütün katmanlarında problem olarak karşımıza çıkabilir. Bu kötümser perspektif Don Rigoberto’nun sözleriyle dile getiriliyor: “Bu ülkede küçük de olsa bir uygarlık alanı yaratmak olanaksız.” Romanda kuşak çatışması, geçmiş ile bugünün değerleri arasındaki çatışma çatışan pek çok unsur ele alınıyor. İki farklı hikâyede benzer temalar öne çıkarılıyor. Esas karakterlerin dışında çeşitli rollerde karşımıza çıkan diğer tipler üzerinden toplumun belli değerleri ve de aleladelikleri anlatılıyor. Llosa’nın önceki romanlarında kullandığı Çavuş Lituma, Don Rigoberto ve Lucrecia gibi karakterler romana ayrıca renk katıyor.


İkiliklerin doğurduğu iki adam
e.erayak@gmail.com

Maria Vargas Lossa'nın yayımlanan son romanı
Ketum Kahraman

Latin Amerika'dan doğan edebiyatın yükselişi -klasik, hatta suyu çıkmış tabirle- yerelin evrenselle buluştuğu noktada başlamıştı. 60'larda yükselişe geçen ve Marquez, Fuentes, Cortazar, Borges, Llosa, Rulfo... gibi öncüleri dünyaya taşıyan edebiyat anlayışı, her ne kadar kendi toprağından, tarihinden, kültüründen alsa da hızını, bu isimlerin ve edebiyatın dünyayla buluştuğu nokta, herkesi ilgilendiren konular üzerinde olmuştu. Hemen hepsi farklı ülkelerden doğsalar da edebiyatta ortak bir hayal birliği tutturmayı başarabilmişti bu isimler. Bu ortak noktalar üzerinde durmak ayrı bir araştırma konusu ama en azından şunu söylemekte yarar var: Latin Amerika edebiyatı, en çok hayalgücünün sınırsızlığının kanıtı olarak yankı buldu dünyada.

Borges'in şu sözü de yukarıda anlatılanların kanıtı niteliğinde: "Ben diyelim ayda yaşayan bir adam üstüne - öykü yazsam bile bir Arjantin öyküsü çıkar ortaya, çünkü Arjantinliyim; kaynağı da Batı uygarlığı olur, çünkü o uygarlıktanım.".

Tam da Borges'in söylediklerinde olduğu gibi hayalgücü sınırsızdır ve bir adamı ayda bile yaşatabilir isterse. Sınırsızlığın sınırlarını ise yazarın beslendiği, esin bulduğu topraklar belirler..

Hayalgücü sınırsız ve evrensel bir kahkaha, evet ama yine tüm dünyanın algıyabileceği, benimseyebileceği daha başka pek çok ortak duygu var. İşte tam da bu nedenle dünyanın bir ucunda, kültürel kodlarımızın çok dışında, bize hiç de tanış olmayan yazarların kaleminden çıkanları "bizdenmişçesine" okuyabiliyoruz. Buna genel bir çerçeve çizilerek "evrensel duygu birliği" dense yanlış olmaz sanırım..

Kurulabilecek duygu birlikteliğinin yanında, ortak bir karşı duruş sergilenebilecek pek çok nokta da var tabii diğer yandan. Suç da bunlardan biri şüphesiz. Suça ve suçluya bakış toplumdan topluma nüanslarla değişse de genel bir çerçeveye oturtulabilecek bir kavram olduğu açık. Mario Vargas Llosa da yayımlanan son romanı Ketum Kahraman'da, genel çerçevede kabul görecek suç kavramının sorgulamasına girişiyor. Tam da yukarıda anlatılanlar gibi yerel bir çerçevede başlayan olaylar; yaşananlar ve bunların ortaya saçılmasıyla herkesi ilgilendiren evrensel bir çerçeve kazanıyor. Peru'nun farklı kentlerinde patlak veren iki skandalı, ayrıntılarda saklı küçük ilmeklerle birleştirirken suç, suçluluk, ceza ve ahlâk kavramları üzerine düşünmeye zorluyor okuru romanında Llosa. .

Bunu da kendine has bir kurguyla yapıyor. Ketum Kahraman'ın özellikle kurgusu, yazar zekâsını alımlama noktasında önemli bir dayanak bizim için.

İKİ ŞEHİR, İKİ SKANDAL

Her anlamda çift başlı bir kurgu tasarlamış Llosa bu romanı için. İki farklı noktadan ateşlenen iki ayrı hikâye türlü labirentlerden geçerek bir ortak noktada toplanıyor ve toplandığı ortak noktada bizi merak edilen sona doğru sürüklüyor.

İlk hikâye Yanaqué'ye ait.
Yanaqué, yıllar yılı bin bir emekle kurup büyüttüğü taşımacılık şirketinin başında bir patron. Ancak klasik bir “sert patron” tiplmesi olarak çizilmemiş Yanaqué. Sevecen, düzenli ve herkes tarafından saygı gören biri. Hayatında memnun olmadığı tek şey ise sevmeden evlendiği ve hâlâ da sev(e)mediği eşi. O da bu sevgi yoksunluğunu bir melez güzeliyle gideriyor. Sekiz yıldır bir sevgilisi var. Biri kendine hiç mi hiç benzemeyen iki çocuğu var bir de... Yanaqué, tırnaklarıyla kazıya kazıya kurduğu düzeninde hali vakti yerinde yaşamakta anlayacağınız.

Ancak olaylar süt liman seyretmez elbette ve Yanaqué'nin düzeni bir gün gelen mektupla bozulur. Örümcek imzalı bu mektup şehrin mafyasındandır ve kendisinden aylık olarak haraç vermesi talep edilir. Yanaqué'nin ise buna yanaşmaya hiç mi hiç niyeti yoktur çünkü kendisini her gün minnetle andığı, onu bin bir güçlükle okutarak bugünkü mevkiini kazandıran babasının sözleri sürekli kulağındadır: "Kendini kimseye ezdirme." İkinci hikâye ise Rigoberto'nun.

Rigoberto, büyük bir sigorta şirketinin ikinci adamı. Patron yarısı derler ya hani, öyle. Ancak yıllar yılı çalışmaktan yorulmuş artık ve emekliliğini istiyor. “Kültür kalesi,” diye adlandırdığı odasına gömülüp geri kalan yaşamını edebiyat, resim ve müzikle geçirme derdinde. Mutlu olduğu evliliği ve sevdiği bir çocuğu var. Artık işi yerine onlarla da vakit geçirmenin hakkı olduğunu düşünüyor. Bu isteklerinin gerçekleşme ihtimali de yüksek çünkü hem dostu hem patronu olan Ismael buna izin vermiş. Ondan istediği tek bir şey var: Sekseninde yapacağı evliliğe şahitlik etmesi.

Bu, tpkı Yanaqué gibi Rigoberto'nun işlerinin de ters yüz olacağı anlamına gelir çünkü Ismael'in evleneceği kişi hizmetçisidir. Bu evliliğe mirastan olacakları için şiddetle karşı çıkan, Ismael'in sicilleri hayli kabarık ikizlerin, babaları ve Rigoberto'nun başına musallat olacak demektir. Ancak Rigoberto yine de kabul eder Ismael'in bu teklifini. Dostuna, bu iyiliği çok görmez.

İki hikâye için de bu son derece gerçekçi, hatta acımasız gerçekçi düzlemi düşsel, büyülü düzeye çekecek ayrıntılar da yok değil bir diğer yandan. Yanaqué'nin hikâyesinde falcı Adelaida mesela. Geleceği gören ve Yanaqué hakkındaki tahminlerinde bugüne kadar yanılmamış Adelaida.. Rigoberto'nun hikâyesinde ise melek olduğu düşünülen oğlunun sürekli gördüğünü iddia ettiği ve şeytan olduğundan şüphelenilen Edilberto Torres. Şeytan, üstelik Perulu...

İKİ KAHRAMAN, İKİ CEPHE
Ketum Kahraman için ikiliklerden doğan bir roman olduğunu söyleyebiliriz konusu, kahramanları ve yazarın dokuduğu kurgu bağlamında. Her şey çifti ve zıttıyla var olur; her iyinin ardında bir kötü, her kötünün ardındaysa bir iyi vardır kabilinden bir duygu uyandırmak istiyor Llosa kahramanları ve onlar aracılığıyla anlattıklarıyla. Bir diğer yandan da bu ikili kurgunun içine tekrardan yerleştirdiği sıçramalı ikili anlatım da romanda anlatılmak istenenlerin içeriğine hizmet eden sarmal bir yapı oluşturuyor. Romanda sürüp giden ve anlatıcı değişiklikleriyle yaratılan bu sıçramalı yapı, Llosa'nın metne kattığı ayrı bir derinlik olarak okunabileceği gibi son derece akıcı ilerleyen romana küçük sekteler vurarak okura yarattığı düşünme payı olarak da alımlanabilir. Yazar, polisiye bir kurguyla ilerlettiği romanda her ne kadar Latin Amerika coğrafyasında geçen bir hikâye anlatsa da bize, roman sanatının evrensel eşiklerine de ayak basıyor. Llosa'nın, kahramanlarının yaşadıklarını anlatmada izlediği kurgu biçimi de işte bu ayak basılan evrensel eşiklerin başında geliyor.

Tüm bunlar dışında Llosa pek çok farklı konuyu da kurcalama derdinde romanda. Suç, suçluluk, ceza ve ahlâk tamam. Bunların yanına dini de ekleyebiliriz. Yazar, ironik bakışıyla her zaman tartışılmış bu kavrama farklı noktalardan yaklaşıyor. Tıpkı Ketum Kahraman'da anlattığı dünyanın iki farklı kolu gibi iki cepheden kucaklıyor dini Llosa.