bullet animation TÜMÜ bullet animation ROMAN bullet animation ÖYKÜ ve NOVELLA bullet animation BIYOGRAFİ bullet animation DENEME bullet animation ŞİİR bullet animation FELSEFE bullet animation TIYATRO





 


Editörün Notu: 
Grunberg Tirza romanında, görünürde üst düzey bir Hollanda ailesi gibi görünen Hoffmeester ailesini ve üyelerini irdelerken hem Hollanda toplumunu, hem de aile ve bireylerini psikolojik bir polisye gibi kurgular. Kitap ondört yaşındaki Tirza'nın ortaokul bitirme partisi ile başlar. Yazar bu partiyi anlatırken aslında hem aile üyelerini, hem toplumu, hem insan ilişkilerini irdeler. Kitap ilerledikçe yüzeyde mükemmel görünen Hoffmeester ailesinin dehlizlerine girmeye başlarız. Aile çözülme noktasındadır. Hoffmeester işten çıkarılır. Bankadaki birikimini kaybeder; Tirza babasının tasvip etmediği, ikiz kulelere bomba atan Muammer Atta'ya benzeyen sevgilisi ile Afrika'ya gidecektir. Büyük kızı başka bir kente taşınmaktadır. Boşandığı karısı hiç tasvip etmediği rahatlıkla hareket etmektedir. Kendisi Tirza'nın sınıf arkadaşına ilgi duymaktadır. Aile dağılmaktadır. Yavaş yavaş aynanın parlak sırı dökülmeye başlamıştır.


Mutsuzluk tanrısına tapmak

Arnon Grünberg’in kültleşen romanı “Tirza”, Batılı orta sınıf burjuva bireyinin ‘öteki’ aynasında kendisine bakışını yansıtıyor. Yekta Kopan

Sondan başlayalım. “Tirza”, bir sinema filmi oldu. Yönetmen koltuğunda Hollandalı bir isim var: Rudolf van den Berg. Yasaklı YouTube’dan filmin ilk fragmanına ulaşmak mümkün. Tek bir görüntü var fragmanda; koca bir çölde hızla ilerleyen kamera, o ıssızlığın içinde tek başına yürüyen bir adamın gergin yüzüne ulaştırıyor bizi. “Tirza”yı okumuş olanlara Gijs Scholten van Aschat tarafından canlandırılan bu adamın Jörgen Hofmeester olduğunu söylemeye gerek yok. Bir bütün roman boyunca vurulmuş ve kurtarıcı kurşunu bekleyen, ancak yoldaşlarının bulamadığı asker gibi avazı çıktığı kadar bağırmak isteyen, bağıramayan Hofmeester. (Küçük bir not; filmin hikayesi olarak sunulan özete bakınca, konunun merkezinin biraz kaydığını anlamak mümkün.)

Malkovich beklentisi Yasaklı YouTube’dan romanın Het Nationale Toneel tarafından Johan Doesburg rejisiyle sahnelenen tiyatro yorumunu izleyen “Tirza”severlerin pek memnun kalmadığını biliyorum. Birçok okur Hofmeester rolü için John Malkovich’in uygun olduğunu söylüyordu. Bu buluşma gerçekleşmedi ama okurun Malkovich beklentisi bir başka projede karşılığını bulacak. John Malkovich, Marek van der Jagt’ın “The History of My Baldness” kitabını sinemaya uyarlayacağını açıkladı. Marek van der Jagt kim mi? “Tirza”nın yazarı Arnon Grünberg’in ta kendisi. Grünberg, kimi romanlarını bu isimle yazıyor.

Zaten kararı “Tirza”nın has okuruna bırakacak olsak, bu kitabın sinemaya da tiyatroya da uyarlanması (okuru tarafından bir mücevher kutusunda saklanmak istenen bütün özel kitaplar gibi) mümkün olmayacaktır. Kitabı henüz okumamış olanlarla heyecanı azaltacak, lezzeti ekşitecek konuşmalar yapmayan, yazılı olmayan bir anlaşmayla “Tirza”yla ilk kez tanışacak olmanın büyüsüne saygı gösteren has bir okur kitlesi var kitabın.

Oysa ilk bakışta bir sır perdesiyle korunması, saklanması gerekmeyen, basitçe özetlenebilir bir konusu var: Başarısız kitap editörü, Amsterdamlı Jörgen Hofmeester’in biricik kızı, başarılı meleği, yeryüzünün en özel ergeni Tirza’nın mezuniyet partisi için karısıyla katıldığı Evde Suşi ve Saşimi Yapma Kursu’nda öğrendiği gibi suşi yaptığı anla gireriz romanın dünyasına.

Hofmeester daha bu ilk paragrafta olduğu gibi, roman boyunca bıçağı fazla bastırmadan tutacaktır. Bütün bir romanın merkezinde orta sınıfın kalıplaşmış ilişkileriyle örülü, sıkıcı bir burjuva varoluşu içinde yaşayan emeklilik yaşındaki Hofmeester’in olmasına karşın, elimizde tuttuğumuz cildin üstünde “Tirza” yazıyor oluşu da bir o kadar manidardır. Tirza, sadece babasının değil, beyaz burjuva yaşamının yumuşak karnıdır bir anlamda.

Mezuniyet partisinin hemen ertesinde, Faslı bir Müslüman olan erkek arkadaşı Choukri ile Afrika gezisine çıkacak olan güzel Tirza. Erkek arkadaş, Hofmeester’in küresel korku imparatorluğu algısı ile Muhammet Atta’dan başkası olarak görülemeyecektir elbette. Varlığı ile Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatmış olan(?) Muhammet Atta: “Muhammet Atta yok artık diyorlar, oysa binlerce, yüz binlerce, milyonlarca Muhammet Atta var. Dünya ekonomisi bu kadar Muhammet Atta ile başa çıkamaz. Hatta benim evime bile geldi Muhammet Atta.”

“Biz kimiz?”

Hofmeester, günümüzün beyaz orta sınıf ideolojilerinin, ortalama algılarının her birini uygun bir zemin buldukça sahaya süren bir teknik direktör belki de. Yıllar önce çocukluk aşkına kaçan ve mezuniyet partisi günü beklenmedik şekilde ortaya çıkan karısına Choukri ile ilgili düşüncelerini anlatırken şöyle der: “Her halükârda Muhammet Atta’nın cinsinden. Aynı et, aynı bakışlar ve aynı çene. Tabii ki aynı düşünceler. Aynı nefret. Bize karşı duyduğu nefret. Bizim varlığımıza, kim olduğumuza ve neden böyle olduğumuza karşı duyulan nefret.” Karısının ‘biz’ vurgusuna yorumu aslında romanın okura sorduğu-sordurduğu sorudur: “Biz kimiz Jörgen?”

Biz, bir gecede bütün malvarlığını kaybedenleriz, biz evimize kadar giren ‘öteki’ yüzünden güvenlikli hayatlarımızdan uzak düşenleriz, biz işsizliği işe çevirmek için çaresizliğimizin istasyonlarına sığınanlarız, biz ‘biz’ kavramından tiksinenleriz. “Senden, benden, komşularımızdan neden nefret ettiklerini biliyor musun?” der Jörgen Hofmeester, “Çünkü biz mutluluğa inanıyoruz. Tanrı’ya değil ama mutluluğa inanıyoruz. Çünkü biz kimlikleri olan bireyleriz, sürü hayvanı değiliz.”

Karısının cevabı, kendisiyle yüzleşen okurun mırıltısı gibidir: “Jörgen, sen mutluluğa inanmazsın ki. Senin Tanrı’n hep mutsuzluk olmuştur. Mutsuzluktan başka bir hayat istemedin ki. Ve hep o Tanrı’ya hizmet ettin, ona hiç ihanet etmedin, hatta onun ihanetine uğradığın zamanlarda bile ona kızmadın. Mutsuzluk tanrısına güvenmeye devam ettin. Onun en sadık kulu oldun. Seni alkışlamak gerekir. Seni neden terk ettiğimi biliyor musun? Ben de hayatımda ilk kez birinci sırada olmak istedim. Mutsuzluğu yüceltmeyen birinin yanında olmak istedim. Tahammülüm kalmamıştı. Sana karşı. Ya da senin yücelttiğin her şeye karşı.”

Her okumada yeni bir kapı
Tirza, enginarın kabukları gibi yaprak yaprak açılmaya devam eder. Romanın üçte ikisini kaplayan mezuniyet partisi bölümü boyunca zihinde, zamanda git-geller yaşarız. Grünberg, Hofmeester’in zihninde bir üst anlatıcı olarak ilerlerken, ahlak, aile, ırkçılık, ötekileştirme, cinsellik, beden, küreselleşme, dünyanın tekinsizliği, şiddet ve daha pek çok konuda orta sınıf algısı üstünden hesaplaşmamızı sağlar. Hem de bunu yaparken, olay örgüsünün heyecanından, geriliminden, sayfa çevirten akıcılığından ve ironik anlatımından bir an bile ödün vermeden. Üstelik enginarın kalbinde bizi nelerin beklediğini edebi bir zorlamaya, anlatım numaralarına sığınmadan saklamayı başarır. (“Tirza” ile ilgili bir yazı yazmanın zorluklarından biri de bu işte; kitabın has okurlarının yazılı olmayan anlaşmayla birbirlerinden sakladıkları gizemi açık etmeden yazmanın zorluğu.)

“Kira”, “Kurban” ve “Çöl” adını taşıyan üç bölümden oluşur roman. Giderek tırmanan bir olay örgüsünde, okur reflekslerini de giderek sertleştiren bir çöle doğru sürükleniriz. Psikolojik gerilim biz okurları kıskıvrak bağlar ve nefes kesici bir finalde kendi uçurumumuzdan aşağı bırakıverir.

Jörgen’in zihninden okurun zihnine oklar fırlatırken kanatmaktan korkmuyor Grünberg: “Utanç müthiş bir duygu, samimiyetten çok daha nefes kesici.” Hemen sonrasında, romanın son bölümünün en önemli karakterlerinden, medeniyet algımızın turnusol kağıdı Afrikalı küçük Kaisa’ya şöyle diyor Hofmeester: “Utancın ne olduğunu biliyor musun? Medeniyet.”

“Tirza”, son yılların en etkileyici romanı. Has okurun, dönüp dönüp bir daha okumak isteyeceği, her okumada yeni bir kapıyı açacak güçte bir eser. Eseri Türkçeye kazandıran Gül Özlen’in de hakkını teslim etmek gerekiyor. Bir teşekkür de Alef Yayınları’na. Kitabı okumuş iki kişinin, saatlere yayılan sohbetlerinden birine tanık olsanız, sözünü ettiğim gücü daha iyi anlayabilirsiniz sanırım. O zaman vakit kaybetmeden kendinizi bu harika romanın sayfalarına bırakın ve bütün “Tirza” okurlarıyla suç ortağı (!) olun. Hem unutmayın: “Suç işleyen hiç kimse yalnız değildir. Nereye giderse gitsin, suç da onunla birlikte gelir.”

 

Tirza - Arnon Grunberg

6 Kasım 2013

Bu aralar hakkında çok fazla yorum duyduğum kitaplardan biri de genç Hollanda'lı yazar Arnon Grunberg'in yazdığı ödüllü Tirza. İyi okuyucu olduklarından şüphem olmayan bir kaç arkadaşım ikişer kez üstünden geçtiklerini söyledikleri bu kitaba daha fazla kayıtsız kalamazdım, sonunda okudum.

Kitap Hollandalı sıradan bir ailenin yaşamından bir kesit sunuyor. Yaşlanmaktan ödü kopan, sürekli genç kalmak için genç erkeklerle beraber olan, sonunda da gençlik sevgilisinin peşinden giderek ortadan kaybolan karısının üç yıl sonra eve dönmesiyle dramatik günler başlıyor Jörgen Hofmeester için. Büyük kızı evden ayrılıp sevgilisiyle Fransa'ya, bir cafe işletmek için yerleşen Jörgen'in bu kızıyla ilgili kurduğu akademik kariyer hayalleri suya düşmüştür. Küçük kızı Tirza ile beraber yaşıyor, içten içe karısının dönmesini bekliyor, diğer yandan da kızına adeta tapıyor. Gerçekte çocuk istemeyen Jörgen karısının zoruyla baba olmuştur, ama babalık yapmayı küçük kızı Tirza doğunca öğrenmiştir. Üstün zekalı olduğuna inandığı kızı için yüzme derslerinden müziğe, gece okumalarından (Tolstoy) özel yemek yapımına kadar uğraşır. Kendi başarısızlıklarını, tatminsiz ve mutsuz hayatını kızından uzak tutmak, neredeyse onu bu gerçeklerden korumaya çalışmak adına kontrolü fazla kaçırmıştır. Yeme bozukluğuna yakalanarak hayatın kontrolünü eline almaya kalkan kızı Tirza için Jögen karısına: Kızımızı öldürmekle meşgulüz diyerek belki de kitabın en doğru cümlesini etmiştir.

Kitap eski eşin Tirza'nın mezuniyeti için evde verilecek partiden bir kaç gün önce eve dönmesiyle başlar. Kahramanımız Jörgen'i önce karısıyla iletişiminde tanırız, ve görürüz ki bu sakin ve silik adam aslında karısına şiddet uygulamayı alışkanlık edinmiş biridir. Daha sonra sahneye giren Tirza'ya yaklaşımını, anılarına dönerek kızının küçüklüğünü hatırlamasıyla da kızına aşka benzer bir duyguyla sahiplendiğini anlarız. Yine büyük kızı İbi'yle olan ilişkisinde kızının 14 yaşında kiracısıyla ilişkiye girmesini hazmedememesi bu ilişkiyi neredeyse koparmıştır. Son olarak işyerinden tüm kariyeri boyunca en küçük bir başarı bile sağlayamadığı gerekçesiyle uzaklaştırılmasıyla kahramanımızın ruh halinin artık cinnete dönmeye başladığını hissederiz. Tirza'ya olan hayranlığı ve sevgisi kızını sadece boğmakla kalmaz, kızın babası için sürekli endişelenmesine yol açar. Nihayet okul bittiğinde Tirza, çıkacağı yolculuğun keyfinden çok ardında kalacak olan babasının amaçsızlığına üzülmektedir. Bu arada işsiz kalan baba Jörgen bunu ne ailesine ne de kendine itiraf edememiş, her gün işe gider gibi havaalanına gidip mesai bitiminde eve dönmektedir. Burada da ne kadar takıntılı olduğu yanına aldığı kalem sayısı ve çanta düzeninden okuyucuya verilir.

Mezuniyet partisinde Tirza Ortadoğulu sevgilisi ile babasını tanıştırdığında artık cinnete giriş başlar. Çünkü jörgen yıllarca biriktirdiği paraları bir Hedge fona yatırmış, 11 Eylül saldırılarıyla da bu fon sıfırlamıştır. Jörgen tüm nefretini bu gence yöneltmekte bir zarar görmez. O, 11 Eylül saldırılarından sorumlu olan teröristtir, milyon dolarını yok eden adamdır, Tirza'yı evden uzaklaştıran, bedenini kirleten erkektir. Aynı kiracısının İbi'ye yaptı gibi.

Tirza Afrika'ya erkek arkadaşıyla gidecek, dünyayı tanıyacaktır ama Jörgen içten içe parasını alan o teröristin (hala Muhammet Atta'dır gözünde bu çocuk) kızını da elinden almasına izin vermeyecektir.

Tüm olaylar seyahat öncesi iki günün Jörgen'in evinde Tirza ve erkek arkadaşıyla kalmasıyla zirve yapar. Okuyucu adını koyamadığı bir tersliği hisseder.

Tirza'nın gidişinden aylar sonra hiç haber gelmemesi üzerine Afrika'ya giden Jörgen aslında ne kızını aramaktadır, ne de merak içindedir. Tek amacı kaybolmak, kendi olmaktan çıkmaktır. Bu içsel nefret yolculuğunda yol arkadaşı 9 yaşında bir seks kölesi olan zenci kızdır.

Yavaş yavaş yükselen bir roller costera binmişçesine gerilimin artması, zirveyi suprizle geciktirerek en sona saklaması, ama bu arada merakı asla okuyucudan eksik etmemesi yazarın ciddi bir başarısı. Jörgen'in çöküşü öyle milimetrik işlenmiş ki bir an olsun inandırıcılık sınırını geçmiyor, abartı gözükmüyor. Sanırım en çok da olabilirliği okuyucuyu sarsıyor.

Tirza'yı çok sevdim, konusundan bahsettim ama sonunu söylemedim. Çünkü zaten içten içe korkarak hissettiğiniz o şiddeti yaşayacaksınız. İyi Okumalar.